Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde geçmiş yıllarda adanın en canlı ve en yoğun nüfuslu yerleşim yerlerinin başında gelen tarihi Dereköy, aradan geçen zaman ve yaşanan göç hareketlerinin ardından günümüzde terk edilmiş harabe yapıları ve ıssız sokaklarıyla adeta bir hayalet köyü andırıyor. Bir dönem binlerce insanın yaşadığı, kahvehanelerin, çamaşırhanelerin ve zeytinyağı atölyelerinin kesintisiz faaliyet gösterdiği köy, şimdilerde yalnızca geçmişin hatıralarını taşıyan taş duvarlarıyla ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Adanın iç kesiminde, stratejik bir vadide konumlanan Dereköy’ün bu sessiz görüntüsü, bölgeye gelen ziyaretçilerin dikkatini çekerken adanın yakın geçmişindeki büyük demografik dönüşümü de gözler önüne seriyor. Birbirine bitişik nizamda inşa edilmiş yüzlerce geleneksel Rum taş evinin çatılarının çökmesi, kapı ve pencerelerinin zamanla yok olması, yerleşime hüzünlü bir atmosfer katıyor. Köyde yaşamını sürdürmeye devam eden az sayıdaki yerleşik hane ise eski günlerin kalabalığını hatırlayarak bu ıssızlığın ortasında yaşamını sürdürüyor.
Geçmişin Canlı Ticaret ve Yaşam Merkezinden Sessizliğe
Dereköy, tarihsel süreçte yalnızca Gökçeada’nın değil, tüm bölgenin en büyük köylerinden biri olma özelliğini taşıyordu. Yüzlerce hanesi, zanaatkarları ve kendine yeten sosyal yaşamıyla bilinen yerleşim yeri, adanın korsan saldırılarından korunma amacıyla kıyı şeridinden uzak ve korunaklı yamaçlara kurulma geleneğinin en belirgin örneğiydi. Ancak adada değişen sosyoekonomik koşullar ve kente doğru hızlanan göç olgusu, köyün nüfusunu zaman içinde tüketerek burayı adeta zamanın durduğu bir açık hava alanına dönüştürdü.
Bugün Dereköy sokaklarında dolaşanlar, taş döşeli dar patikalarda yankılanan rüzgar sesinden başka neredeyse hiçbir hareketle karşılaşmıyor. Bakımsız kalan tarihi yapılar iklim koşullarının yıpratıcı etkisine açık hale gelirken, asırlık çınarların gölgesindeki viraneler yavaş yavaş bitki örtüsü tarafından sarılıyor. Zamanında adanın kalbi sayılan meydanlar ve ortak kullanım alanları, artık yalnızca geçmişin izlerini süren araştırmacıların ve fotoğraf meraklılarının durağı haline gelmiş durumda.
Gökçeada Koyları ile Kültürel Miras Arasındaki Denge
Gökçeada genelinde turizm hareketliliği özellikle bahar ve yaz aylarında gözle görülür bir artış kaydediyor. Adaya gelen tatilciler, tertemiz suları ve rüzgar sporlarına elverişli kıyılarıyla öne çıkan Gökçeada koyları çevresine akın ederken, eş zamanlı olarak adanın iç kısımlarında yer alan köyleri de gezi rotalarına dahil ediyor. Dereköy, deniz ve doğa turizmi için adayı seçen misafirlerin kültürel hafızayla buluştuğu en çarpıcı noktalardan biri olarak öne çıkıyor.
Bununla birlikte, kıyı bölgelerindeki dönemsel canlılığın aksine Dereköy gibi köylerin mevcut durumu, yapısal bir koruma ihtiyacını her geçen gün daha acil kılıyor. Doğal güzellikleri barındıran Gökçeada koyları adaya turistik bir cazibe kazandırırken, adanın asıl kimliğini oluşturan tarihi köylerin fiziki çöküşü kültürel miras açısından büyük bir kayıp oluşturuyor. Köyün mevcut metruk halinin kontrolsüz biçimde sürmesi yerine, özgün mimari dokunun muhafaza edilmesi yönündeki çağrılar giderek daha çok dile getiriliyor.
Gökçeada İçin Ne Anlama Geliyor?
Dereköy’ün bugünkü görünümü, Gökçeada’nın kültürel kimliği ve gelecek vizyonu açısından önemli bir mesaj barındırıyor. Yerleşim, sadece terk edilmiş bir hayalet köy olmanın ötesinde, adanın çok kültürlü zenginliğinin ve ada yaşamının somut bir temsilcisi konumunda bulunuyor. Evlerin her geçen gün biraz daha yıkılması, adanın hafızasından silinmesi güç bir boşluk yaratma tehlikesi taşıyor.
Bu nedenle Dereköy’ün taşıdığı tarihsel değerin korunması, adanın yalnızca deniz ve kıyı turizmiyle değil, derinlikli kültür turizmiyle de anılması adına büyük bir önem taşıyor. Tarihi yapıların yok oluşunu durduracak adımların atılması, Gökçeada’nın geçmişiyle geleceği arasındaki bağın kopmamasını sağlayacak en değerli yatırım olarak görülüyor.
Kaynak: DHA | Demirören Haber Ajansı

Yorumlar
Henüz bu habere yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan siz olun!