Türkiye’nin en büyük adası ve Ege’nin incisi Gökçeada’da (İmroz), son günlerde gündeme oturan ‘Savaşan İHA Yarışması’nın düzenlenme ihtimali, yerel sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirdi. Gökçeada/İmroz Dayanışma Platformu, bu etkinliğe karşı çıkarak, adanın benzersiz ekolojik yapısı, kültürel mirası ve barışçıl yaşam dokusuyla bağdaşmadığını ifade eden bir tepki ortaya koydu. Platform, adanın sakin atmosferinin ve doğal güzelliklerinin, ‘savaşan’ nitelikli bir teknoloji yarışması ile gölgelenmesinden duyulan derin endişeyi dile getirdi. Bu tepki, Gökçeada’nın geleceği, kimliği ve kalkınma vizyonu üzerine geniş çaplı bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Gökçeada, yüzyıllardır farklı kültürlere ev sahipliği yapmış, zengin bir tarih ve doğal çeşitlilikle bezenmiş özel bir coğrafyadır. Adanın hem Türk hem de Rum nüfusunu barındıran yapısı, çok kültürlü bir harmoniyi temsil ederken, zeytinlikleri, çam ormanları, bakir koyları ve endemik bitki türleriyle de önemli bir ekolojik değere sahiptir. Özellikle son yıllarda ekoturizm, sakin turizm ve yerel tarım faaliyetleriyle adından söz ettiren Gökçeada, ziyaretçilerine huzurlu bir kaçış noktası sunmaktadır. Balıkçılık, zeytincilik ve küçük ölçekli hayvancılık adanın ekonomisinde önemli yer tutarken, bu hassas denge, adayı dışarıdan gelebilecek olumsuz etkilere karşı daha kırılgan hale getirmektedir. Gökçeada/İmroz Dayanışma Platformu’nun itirazı da tam olarak bu noktada başlamaktadır: Adanın bu narin yapısının, bir ‘savaşan’ teknoloji yarışmasıyla uyumsuzluğu.
Platform üyeleri, adanın sadece bir coğrafya parçası değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu belirtmektedir. Huzur, doğa ile iç içe yaşam ve kültürel çeşitlilik Gökçeada’nın temel değerleridir. ‘Savaşan İHA’ ibaresi, bu değerlerle doğrudan bir tezat oluşturmakta, adanın imajına zarar vereceği ve mevcut turizm potansiyeline olumsuz etki edeceği endişesini doğurmaktadır. Adanın tanıtımının ve gelişim stratejilerinin, barışçıl, sürdürülebilir ve doğa dostu projelere odaklanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu tür bir yarışmanın, adanın doğal yaşamına, özellikle göçmen kuşların rotalarına veya deniz ekosistemine potansiyel olumsuz etkileri olabileceği de dile getirilen kaygılar arasındadır. Gürültü kirliliği ve faaliyetin yaratabileceği insan hareketliliği, adanın hassas dengesi için bir tehdit olarak algılanmaktadır.
Gökçeada’nın Kimliği ve Etkinliğin Çelişkisi
Gökçeada’nın kimliği, sadece coğrafi konumuyla değil, aynı zamanda taşıdığı kültürel, tarihi ve ekolojik mirasla şekillenmiştir. Türkiye’nin en batı ucundaki bu ada, uzun yıllardır barışın ve bir arada yaşamın sembolü olmuştur. Rum köyleri, eski kiliseleri, tarihi taş evleri ve kendine özgü mimarisiyle adeta yaşayan bir müzedir. Aynı zamanda rüzgar sörfü, dalış gibi su sporları ve yürüyüş parkurlarıyla doğa turizmini sevenlerin gözde mekanlarından biridir. Gökçeada/İmroz Dayanışma Platformu’nun itirazı, tam da bu kimliğin, bir ‘savaşan’ nitelikli etkinlikle nasıl bir arada var olabileceği sorunsalı üzerine kuruludur. Platforma göre, ‘savaşan’ kelimesiyle ilişkilendirilen herhangi bir faaliyet, adanın huzurlu ve sivil karakteriyle örtüşmemektedir. Bu tür bir yarışmanın, adanın uluslararası alandaki ‘barış adası’ imajını zedeleyebileceği, ekolojik hassasiyetini göz ardı edebileceği ve yerel halkın yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceği düşünülmektedir.
Dayanışma Platformu, Gökçeada’nın gelişimini destekleyici projelerin, adanın özgün değerlerine saygılı olması gerektiğini savunmaktadır. Örneğin, adanın sahip olduğu rüzgar potansiyeli ve tarımsal zenginlikler, sürdürülebilir enerji veya organik tarım gibi alanlarda projelere ilham verebilecekken, ‘savaşan’ teknoloji odaklı bir etkinliğin tercih edilmesi, adanın doğal ve kültürel sermayesini doğru değerlendiremediği eleştirilerine yol açmaktadır. Platform, adanın geleceğinin, teknolojik gelişmelerden ziyade, ekolojik dengeye, kültürel çeşitliliğe ve yerel topluluğun ihtiyaçlarına öncelik veren politikalarla şekillenmesi gerektiğini dile getirmektedir. Bu nedenle, ‘Savaşan İHA Yarışması’nın adada düzenlenmesi yerine, Gökçeada’nın özgün kimliğine daha uygun, bilimsel ve çevreci alternatif etkinliklerin değerlendirilmesi çağrısı yapılmaktadır.
Yerel Halk ve Gelecek Perspektifi
Adanın yerel halkı, yüzyıllardır doğayla iç içe ve sakin bir yaşam sürdürmüştür. Balıkçılar, çiftçiler ve küçük esnaflar için Gökçeada, sadece bir yaşam alanı değil, aynı zamanda bir geçim kaynağıdır. Özellikle yaz aylarında artan turizm potansiyeli, yerel ekonomiye canlılık katmaktadır. Ancak ‘Savaşan İHA Yarışması’ gibi askeri veya teknolojik olarak agresif algılanabilecek bir etkinliğin, turistlerin adaya bakış açısını değiştirebileceği ve dolayısıyla yerel ekonomiyi olumsuz etkileyebileceği endişesi taşınmaktadır. Sakinlik arayan turistlerin, gürültülü ve potansiyel olarak militarist çağrışımlar yapan bir bölgeye gelmekten vazgeçebileceği öngörülmektedir.
Gökçeada/İmroz Dayanışma Platformu, bu tepkisiyle sadece bir etkinliğe karşı çıkmakla kalmayıp, aynı zamanda adanın geleceğine dair bir vizyon ortaya koymaktadır. Platform, Gökçeada’nın, teknolojik güç gösterileri yerine, barışın, doğanın korunmasının ve kültürel zenginliğin merkezi olarak konumlandırılması gerektiğine inanmaktadır. Bu bağlamda, adanın turizm potansiyelinin sürdürülebilir yöntemlerle geliştirilmesi, ekolojik tarımın desteklenmesi ve yerel halkın adanın yönetim süreçlerine daha aktif katılımının sağlanması gibi konular öncelikli hale gelmektedir. ‘Savaşan İHA Yarışması’na gösterilen tepki, adanın sadece bir etkinlik alanı değil, aynı zamanda canlı bir ekosistem ve kültürel bir miras olduğunun altını çizen önemli bir çağrı olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, Türkiye’nin genelinde de yerel hassasiyetler ile ulusal etkinlikler arasındaki dengeyi bulma arayışının bir yansıması olarak okunabilir.
Kaynak: agos.com.tr

Yorumlar
Henüz bu habere yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan siz olun!